21 Mayıs 1678 (M) / H-30-03-1089 tarihli bir arşiv belgesinde, İnecik kadısına köy sakinlerinin İnecik kazasında arazisi bulunan Mustafa’ya müdahalesinin önlenmesi emrediliyor. Belgede Nusret Fakih köyü adının geçmesi, Tekirdağ’daki bugünkü Nusratfakı’nın tarihî geçmişi için sunulan kayıtlardan biri.
İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalında Hacer Ateş’in hazırladığı “Kuzey Marmara Sahilleri ve Ard Alanında Şehirleşmenin Tarihi Süreci: XVI.-XVII. Yüzyıllarda Tekirdağ ve Yöresi” başlıklı doktora tezinde, Nusret Fakih Çiftliği’nin İnecik’teki Umur Bey Camii vakfına gelir sağladığı aktarılıyor. Çiftliğin yıllık getirisi 1311 akça olarak kaydedilmiş; gelir, caminin giderleri ile din görevlilerinin maaşlarının karşılanmasına ayrılan kaynaklar arasında yer almış. Tezde Nusret Fakih köyü de cami vakfına bağlı köyler arasında sayılıyor.
Umur Bey Camii’nin XV. yüzyılın ortalarına doğru Çirmen Sancak Beyi Umur Bey tarafından yaptırıldığı belirtiliyor. İnecik’in ilk camisi olduğu aktarılan yapı, çevresindeki pazar yeriyle kasabanın merkezinin oluşumunda da rol oynamış. XV. yüzyılın sonlarına doğru kasabada başka bir cami yapılınca tarihî kayıtlarda Köhne Cami, yani Eski Cami adıyla anılmaya başlamış. Kaynakta bugün camiye ilişkin kayıt bulunmadığı da ifade ediliyor. Osmanlı döneminde camilerin bakım ve diğer masraflarıyla görevlilerin ücretleri için arazi gelirleri vakfedilebiliyordu; Umur Bey Camii için de padişahın özel izniyle Tekirdağ’daki bazı çiftliklerin gelirleri tahsis edilmişti.
Nusret Fakih adı, Sakarya Üniversitesi tarafından yayımlanan “Osmanlıda Fıkıh ve Hukuk” makalesinde de Anadolu’nun kuzeybatısında adı geçen fakihler arasında yer alıyor. Mehmet Akif Aydın, Haşim Şahin, Soner Duman, Osman Güman, Süleyman Kaya, Ravza Cihan, Ahmet İnanır, Ali Yılmaz, Hadi Sofuoğlu, Ayşegül Çimen ve Ahmet Selman Baktı’nın ortak çalışması olan makalede, fakihlerin dinî görevlerinin yanında yönetim ve diplomasi alanlarında da etkili oldukları aktarılıyor. Devlet toplantılarına katılabildikleri, elçilik görevi üstlendikleri ve yabancı heyetleri karşıladıkları belirtiliyor. Kırsalda “fakı” diye anılan kişiler ise köylerde imamlık ve müezzinlik yapıyordu.
Osmanlı’nın kuruluş döneminde fakihlere arazi vakfedildiği ve vergi muafiyetleri tanındığı da makalede yer alıyor. Bu dönemin öne çıkan örneklerinden Dursun Fakih, Osmanlı’nın bağımsızlığının ilanı sırasında ilk hutbeyi okuyan isim olarak biliniyor. Fakih unvanlı kişilerin adlarının köylere verildiği; bazı yerleşimlerin bu kişiler tarafından kurulduğu, bazılarının ise adları çevresinde şekillendiği aktarılıyor. Devletin sınırları genişledikçe fakihlerin sayısının arttığına işaret eden çalışmada Nusret Fakih de bu topluluk içinde anılıyor.
Aynı makalede, Yıldırım Bayezid’in şeyh olduğu bilinen İvaz Fakih’e Kısıklı’daki Laçin bölgesini tımar olarak verdiği; hükümdarın ölümünden sonra İsa Çelebi’nin bu tahsisi yenilediği belirtiliyor. İvaz Fakih’in Çelebi Mehmed döneminde de itibarını sürdürdüğü aktarılıyor. Hüdavendigar Livası Tahrir Defteri’nde ise Orhan Gazi’nin Yenişehir’e bağlı Toprak-Öyüğü ve Umur köylerinde başka bir İvaz Fakih’e çiftlik vakfettiği kaydedilmiş. Bu iki kayıtta geçen kişilerin aynı olup olmadığı kesin değil; aralarındaki zaman farkı nedeniyle farklı kişiler olmalarının daha kuvvetli ihtimal olduğu değerlendiriliyor.
Tarihî kayıtlardaki Nusret Fakih Çiftliği ve Nusret Fakih köyü adları, bugünkü Nusratfakı ile geçmiş arasında bağlantı kuruyor. Ancak aktarılan bilgiler, adın yüzyıllar içinde Nusret Fakih’ten Nusratfakı’ya dönüşmesinin ara aşamalarını ayrıntılı biçimde göstermiyor.

Yorumunu paylaş
İsim veya üyelik gerekmez. Yorumun editör onayından sonra “Anonim okur” adıyla görünür.
Okur yorumları (0)
Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu sen yaz.